SON DAKİKA

Haber İlef-Haberi iletişimciden al
Ethem BABRAK

Medya Okuryazarlığı dersi üzerine

Medya Okuryazarlığı dersi üzerine
Bu haber 11 Haziran 2017 - 5:40 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Bilindiği üzere, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve RTÜK işbirliği sonucunda 2006’dan bu yana ortaokullarda Medya Okuryazarlığı dersi seçmeli ders olarak okutulmakta.

MEB, bu derse yönelik birtakım güncellemeler yapmış olsa da bu dersin henüz gerçek amacına ulaştığını söylemek mümkün değildir.
Konunun tüm boyutlarıyla anlaşılmasını sağlamak için uzun uzadıya anlatmaya çalışacağım. Umarım yeterince açıklayıcı olur…
 
DERS NEDEN AMACINA ULAŞMADI?
Dersi, dersin uzmanları olan İletişim fakültesi mezunları değil, farklı farklı branş öğretmenleri vermekte. Düşünün şimdi, siz matematik dersine Türkçe öğretmenini göndermişsiniz! Çocukların bu dersteki kazanımları almaları ne kadar mümkün? Medya Okuryazarlığı dersine iletişim mezunlarını değil de başka başka branştan öğretmenleri görevlendirmek bundan daha farklı bir şey değil. Sosyal bilimler alanındaki dersler basit olarak algılanıyor. Dolayısıyla sanılıyor ki, bu dersi her öğretmen okutabilir... Oysa büyük bir yanılmadan başka bir şey değil bu. Hangi çağdayız? Hani alanında uzmanlık!!!
MEB, bu dersin kimler tarafından okutulabileceğine yönelik şöyle bir madde koymuş:
“Talim ve Terbiye Kurulunun 20.02.2014 tarih ve 9 sayılı kararına göre Medya Okuryazarlığı dersi; öncelikle Basın Yayın Yüksekokulları/letişim Fakültelerinden mezun olup halen Sınıf Öğretmeni olarak görev yapan Gazetecilik Alanı, Halkla İlişkiler ve Organizasyon Hizmetleri Alanı, Radyo-Televizyon Alanı Öğretmeleri olmak üzere Sosyal Bilgiler, Türkçe ve Bilişim Teknolojileri Öğretmenleri tarafından okutulabilmektedir.”
Bakınız, burada iletişimciler (Radyo tv, gazeteciik ve halkla ilişkiler.) dışında Sosyal Bilgiler, Türkçe ve Bilişim Teknolojileri de okutabilir diyor… Ancak gidin bakın sorun öğrencilere, göreceksiniz, Beden Eğitimi Öğretmeni de, Fen Bilgisi öğretmeni de, okulun müdürü de (Ki branşı ne olursa olsun hiç fark etmiyor.) yani anlayacağınız, iletişimciler dışında herkes bu derse girebilmekte.

Şimdi siz bu dersten bir verim bekleyebilir misiniz?

Birkaç yıl önce Ömer Bey (Ömer Dinçer) bakanlığı döneminde ‘Efendim biz bu dersten pek verim alamadık’ şeklinde bir açıklaması oldu. Çok talihsiz bir açıklamaydı... Siz işi ehline verdiniz de mi böyle oldu diye kimse de Sayın Bakana sormadı? Gerçi sorsa ne yazar, o da ayrı mesele. Anlayacağınız MEB, yine bildiğini okudu…

 YILLARDIR SÖYLÜYORUZ, İLETİYORUZ

Yıllardır, biz iletişim mezunları binlerce dilekçe, mail, twit vs, attık sesimizi duyurmak için. Birkaç defa kanun teklifi verildi konuya ilişkin. Meclis’te kaç defa konu dile getirildi. Özetle MEB, konunun uzmanları olan formasyonlu iletişim mezunları dururken, dersi birkaç haftalık hizmetiçi eğitimi vererek, adeta dostlar alışverişte görsün misali, konuyla alakası olmayan öğretmenlerce vermeye devam ediyor inatla.
BU DERS İÇİN İLETİŞİMCİLERİN MUTLAKA ATANMASI MI GEREKİYOR?
Bu dersin amacına ulaşması için için mutlaka iletişim mezunlarının bu derse atanması gerekiyor. Bunun başka çaresi yok ve zaten siz bu anlamda başka bir alternatif yaratmaya kalkışırsanız; bu sefer bu alanda yetişmiş, kendisini yetiştirmiş, hatta bu dersin zorunlu okutulacağı düşüncesiyle pedagojik formasyon almış ve almakta olan binlerce iletişim mezunu var. Yani siz birinin işini ötekine havala ederseniz, bu düzen nasıl oturacak? Zaten temel sorun da bu ya… Herkes, biz iletişimcilerin alanında kolayca ahkam kesebilmekte, bizim işimizi yapabilmekte, bizim alanımıza atanabilmekte...
Bakınız geçmiş yıllarda Anadolu Ajansı gibi bir kurum dahi personel alacağı sırada, tüm fakülte alanlarından mezunlara kapısını açtı ve herkese 6 ay eğitim zorunluluğu koştu. Bu arada en az 4 yıl iletişim fakültesinde okumuş iletişim mezunlarını da bu 6 aylık eğitime tabii tuttu.Burada iki sorun var: 1. Anadolu Ajansı’nın personel alımına neden sadece iletişimciler değil de 4 yıllık hemen hemen tüm alanlardan kişiler başvurabilmekte… Siz hiç Maliye Bakanlığı’na iletişim mezunlarının da başvurabileceği bir ilan gördünüz mü? 2. Hadi tüm alanlardan mezunları kabul ettin! İyi de iletişim mezunu olmuş, hayatından 4 yılını bu alana adamış birisine ömründen 6 ay daha istemen ona zulüm değil mi, hakaret değil mi,kardeşim sen bu işi 4 yıl boyunca öğrenemedin ben sana 6 ayda öğreteceğim demek olmuyor mu? Neyse bu fasıl çok sürer...
İLETİŞİM MEZUNLARI MAĞDUR
Aslında gerçek şu ki, Türkiye’de İletişim Fakültesi mezunları hemen hemen her anlamda mağdur edilmekte. İstatistik bilgilerine bakıldığında en büyük işsizliğin bu alanda olduğu görülecektir.
Türkiye’de hemen hemen her fakültenin bakanlık veya kurumlar nezdinde bir karşılığı varken İletişim Fakültesinin böyle bir karşılığı yok ve mezunlar neredeyse tamamen özel sektörün insafına terk edilmiş durumda. Örneğin siz İlahiyat, okursunuz, kral gibi Diyanet’iniz olur; Tıp okursunuz kral gibi Sağlık Bakanlığınız olur; Eğitim Fakültesinin birinden mezun olursunuz kral gibi Milli Eğitim Bakanlığınız olur. Siz hiç saydığım bu bölümlerden herhangi birinin iletişim fakültesi mezununa da açık kapı bıraktığını gördünüz mü? Şimdi diyebilirsiniz ki, İletişimcilerin de TRT’si, Anadolu Ajansı, Basın Enformasyon’u var; var ama neye yarar? Bu saydıklarımızın hepsi de bizden çok diğer alanlardan personel alımı yapmakta. TRT verilerine bakınız, iletişimcilerin buradaki istihdam oranının yüzde 20 dahi olacağını söylemek mümkün değil. TRT 2016’da ilk kez iletişimcilere kapısını açtı desek yeridir. Alımlar her ne kadar yılan hikayesine dönse de, sanırım 200 küsür iletişim mezunu alındı. Sanırım ilk kez İletişimciler lehine böyle bir alım oldu.
İletişim Fakültesi açmak kolay ve hatta bana göre prestijli olduğundan sayıları çok fazla. Alandan mezun olup kendine özel sektörde yer bulabilen iletişim mezunu çok az ve özel sektörün kesinlikle zerre insafı yok… İnsafı yoktan kastım medyada TRT’deki personel ile özel sektörde çalışanlar arasında işin cefası ve verilen ücretler bakımından büyük farklar…
İletişim Fakültesi Dekanları veya Hocaları bu konuda Hükümet’e gerekli iletilmesi gereken konuları ne kadar iletiyor bu konuda da şüpheliyim. (Birkaç iletişim hocasının bu doğrultuda girişim ve söylemleri var. Hemen hemen hepsini tanıyor, biliyoruz. Bir çiçekle de bahar gelmiyor... O da ayrı mevzu.)
Ancak son 3-4 yılda biz mezunların baskısıyla (Sosyal medyada kurduğumuz sayfa ve gruplarla, ki şu an Türkiye Medya Okuryazarlığı Platformu olarak, çalışmalara devam ediyoruz.) özellikle Medya Okuryazarlığı konusunu defaatle gündeme getirmiş ve 2017 yılı itibariyle de gerekli mercilere bildirmiştir. Bundan olumlu bir sonuç çıkar mı bilemem. Umarım çıkar.
MİLLİ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ, MEDYA OKURYAZARLIĞI DERSİ İÇİN NE DEDİ?
Konumuza dönecek olursak, Medya Okuryazarlığı dersine ilişkin sorulan soruya Bakan yılmaz konuk olduğu Anadolu Ajansı Editör Masası’nda “Medya Okuryazarlığı dersi ile ilgili çalışmamız var” şeklinde oldu. Bu çalışma neydi hala anlamış değiliz. Kaldı ki İletişimcilerin asıl merak ettiği soru, formasyonlu İletişim mezunlarının bu derse atanıp atanmayacağı idi.
En son Sivas’ta, Kanal 58 canlı yayınında program sunucusunun “Medya Okuryazarlığı çalışmaları nasıl gidiyor, nasıl ilerliyor? Bu konuda yüzlerce mesaj var efendim.” şeklinde sormasıyla Bakan Yılmaz, “RTÜK ile bir çalışmamız var. Zaten Medya Okuryazarlığı var. Ama bir çalışmayı da RTÜK ile beraber yürütüyoruz. Bu dersi öğrencilerimize vereceğiz ama çok ders var; İnsan Hakları var, Adalet var, Medya Okuryazarlığı var. Bir başka bir banka ile yapılmış protokol çerçevesinde Finansal Okuryazarlığı var, yani nasıl tasarruflu yapabiliriz, nasıl daha ekonomiyi etkin kullanırız gibi… Dolayısıyla çok dersler var. İlgili kurumlarla, bu konuda uzmanlarla, RTÜK ile beraber çalışıyoruz. Evlatlarımıza Medya Okuryazarlığını da ders olarak vereceğiz.” şeklinde cevap verdi.
Bize göre bu cevaplar gösteriyor ki Sayın Bakana bu konuda yeterince bilgi verilmemiş.
MEDYA OKURYAZARLIĞI ÇAĞIN GEREĞİDİR
Küreselleşen, her gün biraz daha değişen/gelişen dünyanın eğitim dili de, eğitim ihtiyaçları da elbette değişiyor ve değişmekte. Değişimin kendisi her zaman olacaktır ve kaçınılmazdır.
Ülkemizin de değişime ayak uydurması gerekiyor. Alanında uzmanların olmadığı hangi mevzuda başarılı olunabilir ki! Nitekim Medya Okuryazarlığı dersi konusunda da MEB, başarılı olamamıştır.
Beden eğitimi dersine giren Türkçe veya Matematik öğretmeni Beden eğitimi dersinde ne verebiliyorsa, başka başka alandaki kimselerin Medya Okuryazarlığı dersinde vereceği de bundan başka bir şey değildir. İşi ehline vermek gerektiği, düsturunca MEB de, dersi ehline teslim etmelidir. 21. yüzyılda okullarımızda ‘Medya ve İletişim’ derslerinin olmaması büyük eksiklik olacaktır. Pedagojik formasyon eğitimi almış iletişim mezunları yıllardır derse atanmayı beklemekte.
FORMASYONLU İLETİŞİM MEZUNLARI FARKLI BİR ALANA YÖNELMİŞ DEĞİLDİR
Formasyonlu iletişim mezunları kendi alanının dışına çıkmış değil. Zaman zaman bu tarz küçük çaplı söylemler dolaşmakta. Sanki iletişimciler kendi alanları dışına çıkmış gibi,  yaygara koparan var…
İletişimciler; Fizik, kimya, matematik dersi verelim demiyorlar! Kendi alanlarında var olan bir dersin öğretmenliğine atanmak istiyorlar. Alanın uzmanları ve pedagojik formasyonlu. Onlar dururken başka alan öğretmenlerinin bu dersi vermesi doğru mu? Elbette doğru değil. İyi o halde, din kültürü dersi için atama yapılmasın, Türkçe, Beden Eğitimi vs. öğretmenler derse girsin! Olacak şey mi? Doğru olur mu? Yakışır mı Türkiye’ye! (Üç yıl boyunca ek ders karşılığında, başka bir ifadeyle ‘Ücretli öğretmenlik’ yaptım. Medya Okuryazarlığı dersinin hangi ellerde ne şekilde heba edildiğine birebir şahidim! İstenildiği taktirde MEB nezdinde bunu ispat edebilirim!)
Medya Okuryazarlığı dersini neden formasyonlu iletişimciler vermeli?
Esasen bu sorunun cevabını aramak bile bence abestir. Zira kasap adama sen sadece eti kes, hazırla ama satma der gibi bir şey! Ya da Sosyoloji’den mezun olan birisine, sen öğretmenlik yapamazsın, çünkü sen sosyologsun demek gibi vs… Yahut doktora sen sağlık dersi verme, diyebilir misiniz?
Medya okuryazarlığı dersinin içeriğine bakıldığında, İletişime Giriş, Kitle İletişimi, Medya, Televizyon, Aile, Çocuk ve Televizyon, Radyo, Gazete ve Dergi, İnternet konu başlıklarından oluşmuştur. Medya Okuryazarı olmak, basit anlamda kitle iletişim araçlarını “okuyabilmek” için gereken eleştirel düşünme becerilerine sahip olmak olarak da tanımlanabilir. İlköğretim ve ortaöğretimdeki öğrencilerin medyayı doğru okumalarında “Medya Okuryazarlığı” çok önemli olmakla birlikte medya kültürünün kendisi güçlü bir pedagoji biçimidir. Bu güçlü pedagoji biçimiyle iletişim formasyonlu iletişimcilerin dersi vermesi dersin gerçek amacını bulması bakımından çok önemli. Bir iletişim fakültesi mezunu 4/5 yıllık eğitimi boyunca Medya Okuryazarlığı dersinin içeriğini her manada analiz etmekte, ayrıntılı olarak görmektedir. İletişim Bilimine Giriş adı verilen temel oluşturan dersten itibaren, Kitle İletişim Kuramları, Medya Okuryazarlığı, İletişim Etiği, İletişim Hukuku, Alternatif Medya, Yeni Medya, Etkileşimli Medya Tasarımı, Medya ve Toplum, Kitle İletişim Sistemleri, Haber Yazım Teknikleri, Film Analizi, Reklamcılık, TV uygulamaları vb. birçok ders almakta iletişimin başlamasından harmanlanıp sunulmasına ve o aşamalarda neler olduğuna ilişkin her şeyi 4/5 yıl boyunca gerek teorik gerek uygulamalı olarak görmektedir.

Tüm iletişim mezunlarının transkrip bilgilerine bakıldığında bu söylediklerimiz rahatlıkla anlaşılacaktır. Bir iletişim  mezunu PEDAGOJİK FORMASYON almadan da bu dersi verme ehliyetine sahiptir. Zira 4 yıl boyunca medya içerikleriyle gerek teorik gerek pratik anlamda iç içedir. Ancak Öğretmenlik bilgisi+Alan bilgisi elbette daha yararlı olacaktır. Neticede İletişim mezunları pedagojik formasyon almış ve almaktadır.

HER ALANIN, ALANINDAKİ UZMANLARI İŞ BAŞINDA OLMALI

Bu ders sadece programında iletişimle ilgili bir ders almış farklı bölümlerden arkadaşlarımızın verebileceği basitlikte bir ders olmamakla birlikte, hizmet içi eğitimlerle açığın kapatılabileceği bir ders değildir. Medya Okuryazarlığı her yönüyle bilinmesi gereken bir derstir ve sadece bu dersin değil her alanın, alanındaki uzmanlarca verilmesi gerektiği inancındayım.
Etkiye en açık dönemlerini yaşayan ilköğretim çağındaki çocukların ve gençlerin de, bir medya kültürü içerisinde yetiştikleri düşünüldüğünde, eleştirel medya okuryazarlığı kazanma yetisiyle yetiştirilecek genç beyinlerin, toplumun ileriki dönemlerine katacağı faydalar yadsınamaz. En çok TV izleyen ve kültürel birikimini medya araçlarından alan öğrenciler açısından daha verimli/isabetli olması yönüyle dersin gerçek öğretmenleri olan formasyonlu iletişim mezunları tarafından verilmesi gerekmekte.Umarım, MEB konuya ilişkin doğru kararı bir an önce verir ve dersi gerçek sahiplerine iade eder.
HAFTADA SADECE BİR SAATLİK OKUNAN BİR DERS İÇİN ÖĞRETMEN ATAMASI OLABİLİR Mİ?

Neden olmasın? Azar azar, kademe kademe, büyükşehirlerden başlayarak atama yapılabilir. Yaşayan Diller ve Lehçeler grubundaki derslere atama yapıldığı gibi Medya Okuryazarlığı dersi için de yapılabilir.

Kaldı ki, bizler ısrarla üstüne basa basa anlatıyoruz; biz iletişim mezunlarının okullarda okutması gereken sadece Medya Okuryazarlığı dersi değildir.

İletişim ve Sunum Becerileri dersi içeriğine bakanlar, bu dersin de gerçek sahiplerinin iletişimciler olduğunu rahatlıkla anlayabilir. Ayrıca liselerde Diksiyon/Güzel Konuşma dersleri mevcut. Bu derslerin gerçek öğretmenleri formasyonlu iletişim mezunlarıdır.
Eğitimin daha kaliteli olmasını istiyorsanız,  dersin kazanımlarını gerçekten öğrenci alsın istiyorsanız, dersin uzmanı tarafından verilmesini sağlamalısınız öncelikle.
SEÇMELİ DERSLERE ÖĞRETMEN ATAMASI VAR MI?
Seçmeli derslere öğretmen ataması 2 yıldır mümkün. Yani dolayısıyla, efendim seçmeli derslere öğretmen ataması yapılmıyor bahanesi artık geçerli değil.
Şunu da anlatmam gerekiyor. 2009 yılında Nimet Hanım (Nimet Baş, eski ismiyle Nimet Çubukçu.) dersle ilgili, önümüzdeki yıllarda bu dersi zorunlu okutacağız, manasında sözler sarf etmişti. Ayrıca bu dersi iletişim mezunlarının okutması için pedagojik formasyon almaları gerektiğini ifade etmişti. İletişimciler formasyonu aldıktan sonra -ki bu sefer de bakan değişti- denildi ki; seçmeli derslere öğretmen ataması yapılmıyor.
Anlayacağınız; MEB, yıllarca formasyonlu iletişim mezunlarına bu bahaneyi öne sürdü. Şimdi bu sorun da ortadan kalktı.
 
MEDYA OKURYAZARLIĞI DERSİNİN ÖNEMİ ANLAŞILMADI
Bana göre dersin önemi anlaşılmadı. Anlaşılmasına da pek müsaade edilmedi. Zira ders amacına ulaşırsa, çeşitli formatlardaki saçma sapan, topluma zarar veren medya mesajları, alıcı bulamayacak veya bu oran çok düşecektir. Çok değil birkaç yıl öncesine kadar gazeteciliği iki mankenin fotoğrafını boy boy basıp satanlar vardı.Toplumun Medya bilinci arttıkça bazı medya üreticileri daha dikkatli olmak, toplumun/ülkenin menfaatini gözetmek zorunda olacak. Ticari amaçlar, kamu yararının önüne geçmemeli.
03.03.2017 Tarihinde 3. Milli Kültür Şurası’nda Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, “Kültür faaliyetleri adı altında niteliksiz etkinlikler konusunda dikkatli olmalıyız. Çağımızın en büyük sorunlarından biri kültürel sığlaşmadır. Televizyonların, internetin özellikle sosyal medyanın kültürümüzü adeta yiyip bitirmesine izin veremeyiz.” şeklindeki ifadesi açıkçası biz formasyonlu iletişim mezunlarını ziyadesiyle sevindirdi. Çünkü bizim söylediğimizle taban tabana uyuşuyor. Ümit ediyorum ki Sayın Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz Bey de bu konuda bize hak verir.
 
İSTİHDAM HER ANLAMDA YARAR SAĞLAYACAK
Altını çizmek istediğim 2 konu daha var:
1. Burada amaç sadece iletişim mezunlarının istihdamı değildir. Diyelim ki yolunuz bir iş konusu yüzünden Erzurum’a düştü. Gittiniz, işinizi hallettiniz ve hazır gitmişken de bir kadayıf dolması yediniz! Sizin amacınız kadayıf dolması yemek miydi? Siz kadayıf dolması yemek için mi Erzurum’a gitmiş oldunuz? Elbette, hayır… Kahramanmaraş’a gitmişken maraş dondurması yemek neden sorun olsun ki! Buradaki mesele de bundan farklı değildir. Siz dersin kazanımlarını kazandırma yolunda formasyon almış dersin uzmanı olan iletişimcileri atamanız halinde, Erzurum’a gitmişken bir kadayıf dolması yemiş olacaksınız. Buradan zarar değil yarar sağlayacağız ülke olarak.
Medya Okuryazarlığı dersinin kazanımları kısa vadeli değil uzun vadelidir. Ben şahsen ülkenin selameti açısından son derece önemli olduğuna inanıyorum bu dersin. Bir Matematik, Türkçe, Sosyal Bilgiler dersleri kadar önemli olduğunu, hayati olduğunu düşünüyoruz bu meselenin.

Bugün yapılan ALGI OPERASYONLARININ haddi hesabı yoktur. Bu algı operasyonlarına karşı siz ancak bu dersi en yararlı şekilde okutarak karşı koyabilirsiniz.

Bir ülkede çocuklarının ellerine silah verip onları yetiştirmek terörist yetiştirmek oluyorken, başka bir ülkede durumun aynısı neden ve nasıl eğitim oluyor? Gelin bunları çocuklarımıza biz gazeteciler, televizyoncuların anlatmasına müsaade edin! Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri bunu yapıyor da biz neden yapmıyoruz ya da yapmış gibi yapıyoruz!

 

EĞİTİM SENDİKALARI MEDYA OKURYAZARLIĞI KONUSUNDA DUYARSIZ

2. Ülkemizde eğitim sendikaları -istisnasız- dersin önemi konusunda bilerek veya bilmeyerek maalesef duyarsız kalmıştır. Aslında benim düşündüğüm şudur: Düşünün ki, zaten atanamayan öğretmen sayısı fazla ve birikmiş durumda. Şimdi her sendikanın ayrı ayrı tabanı ve üyesi var. Öyle sanıyorum ki sendikalar bu noktada ‘üyelerime nasıl hesap veririm’ endişesi gütmektedir. Yani diğer branşlardaki öğretmen adayları dururken formasyonlu iletişim mezunlarına kapıyı nasıl açarız hesabındalar.

Olaya keşke bu şekilde değil de, ülkenin menfaati/selameti açısından baksalar… Bu anlamda sendikalarımızın – her ne kadar böyle bir açıklama yapmamış, dile getirmemiş olsalar da – böyle düşündüğü kanaatindeyiz.

 

EĞİTİM ÇALIŞTAYLARINDA KONU DİLE GETİRİLMİYOR

Bir diğer konuda, Eğitim Çalıştaylarında Medya Okuryazarlığı dersinin öneminin vurgulanmaması, derse gereken ilginin gösterilmemesi. Tabi burada, şu durumunda altını çizmekte yarar görüyorum: Bu çalıştaylarda öyle sanıyorum ki İletişim alanında kimse yok ya da yok denecek kadar az. Öte yandan buralardaki yetkili kişiler adeta VESAYETÇİ bir anlayış gütmekteler. Bu vesayetten kastım, örneğin kişinin branşı Sosyal Bilgiler, Matematik, Fizik, vs. Bir tane İletişim Fakültesinden gelmiş birini göstermek mümkün değil.

ARTIK MEDYA DA BİZİ KANDIRABİLİYOR!

Ancak kalıplar kırılmalı. Kırılmayan o ‘sağlam’ kalıplar, inanıyorum ki her vicdan sahibi için, yarınların vicdan azabı olacak. Çünkü artık sadece bakkal, manav, kasap değil; medya da bizi kandırabiliyor ve medyanın kandırması da öyle kolay kolay unutulacak cinsten değil! 

Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir ve dilerim biraz geç kaldığımız bu meselede daha fazla geç kalmayız. Yoksa vebal büyük olur.

ETHEM BABRAK

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA